Ankara’nın göbeği, yarım ekmeğin böceği
Ankara’nın göz bebeği olan bir semt: Ulus. Tabii bu popüleritesi artık kalmamış, eskiye dönük söylenenlere göre.
Neyse efendim, gündüz vakti öğleden sonra bu semtte dolaşırken acıktığımızın farkına vardık. Oturalım bir köşede karnımızı doyuralım dedik. Hayli fazla yorulmuş ruh haliyle gördüğümüz bir kaçıncı büfeden birisine oturalım dedik. Büfe cadde üzerinde dar bir girişi ve üzerinde mavi bir tabelası olan küçük bir yer… İçeriye girdik, hemen solda dönerci amca ve elinde bıçağı, hemen ilerisinde kasa başına istiflemişcesine oturan şişko, somurtkan bir amca ve garsonluk görevi üstlenen 15 yaş altı bir genç.
Genç geldi ve isteğimizi sordu. Ben yarım ekmek et döner istedim, babam ise mercimek çorbası sadece.
Bir kaç dakika bekledikten sonra çorba geldi. Babam çok acıkmış olmalı ki çorbaya başladı hemen. Ben ise gelecek olan yarım ekmek et dönerimi sabırla bekliyorum. Bu sırada genç garson elinde beyaz bir tabak, tabağın üzerinde dikine koyulmuş iki adet bayat görünümlü yarım ekmek.
Genç, elinde ki tabağı masaya bıraktı. Ardından arkamda bulunan merdivenlerin trabzanına dayanmış şekilde dikiliyordu. Aradan çok zaman geçmeden, kara bir canlı ekmeğin etrafında tur atmak üzere yola çıktı. (Canı sıkılmış olmalı günlerce bekleyen ekmeğin içinde!)
İlk turunu atarken döndüm gence baktım ve sonra yanımda ki şişko kasiyere. Kafamı tekrar turuna hayli aceleci olarak devam eden böceğe çevakonuma, geçmiş. Böceği takip ederken genç, böceği şaşkınlıkla izlediğimin farkına vardı ve seri bir şekilde masadan tabağı olmak üzere yanıma geldi. Alıp götürürken, koca böceği göremeyen şişko, asık suratlı kasiyer amca ne olup bittiğini sordu gence. Genç tabiki de fısıldayarak durumu anlattı. Yüzümde sinirli bir ifade mevcutken şişko amcayla göz göze geldik. Ses çıkarmadım. Genç, yine hızını kesmeden, tekrardan bayat görünümlü başka bir ekmek getirdi masaya. Ardından beklediğim, hazırlanmış olan yarım ekmek döner geldi. Sadece ekmek bulunan tabağı bir kenara ittim ve gence dönerek;
“Bunda da sürpriz yok dimi?” diye sordum.
‘Sürpriz’ ifadesi hoşuna gitmiş olmalı, genc hafif gülümseyerek;
“Yok, hayır” dedi.
Önümü masaya döndüm ve hazırlanmış olan yarım ekmek döneri yemeye koyuldum. İlk ısırığı alırken içinden ‘karafatma’ çıkmamasını diledim tüm dileğimle. Ardından ekmeği yan tutup içine göz gezdirdim. Et parçalarından başka bir şey göremedim neyse ki. İstemeyerek de olsa bitirdim yarımı. Bu durum söz konusuyken çorbasına odaklanmış ve bu tatsız (kesinlikle!) olaydan bihaber olan babam çorbasını bitirdi ve elimde kalan küçük ekmek parçasını bitirmemi bekledi. Bittikten sonra hesabı ödedik ve sakin bir şekilde çıktık. Sakindim evet. Tura çıkan aceleci böceği gördüğüm an ki sakinliğimi bu sakinlikten kat kat fazlaydı elbet! O durumda, bir an tabağı şişko amcanın kafasına geçirmeyi bile düşündüm fakat bana yakışacak daha dürüst olan eylemi düşünüyordum bir yandan. Kalkıp çıkmayı planladım bir an. Ama çorbasını içen bihaber babamı kaldırmak ve orada yetkili kişileri küçük düşürmeyi (%100 hak ediyorlardı bunu!) hiç istemedi canım.
Mekandan çıktıktan sonra etrafa bir daha baktım burası neresi diye. Dağ başında ki bir restoran bile şehir merkezine uzak olmasına rağmen o kadar bakımsız, sorumsuz olamazdı kesinlikle. Yürürken kalabalık caddede durumu anlattım bihaber babama. Neden daha durumu kendisine anlatmadığımı sordu. “Gerek yoktu” diye kestirip attım.
Oysa o an, tabağı kafaya fırlatmaktan daha seviyeli ne yapabileceğimi düşünüyordum hala.
Neyse efendim, gündüz vakti öğleden sonra bu semtte dolaşırken acıktığımızın farkına vardık. Oturalım bir köşede karnımızı doyuralım dedik. Hayli fazla yorulmuş ruh haliyle gördüğümüz bir kaçıncı büfeden birisine oturalım dedik. Büfe cadde üzerinde dar bir girişi ve üzerinde mavi bir tabelası olan küçük bir yer… İçeriye girdik, hemen solda dönerci amca ve elinde bıçağı, hemen ilerisinde kasa başına istiflemişcesine oturan şişko, somurtkan bir amca ve garsonluk görevi üstlenen 15 yaş altı bir genç.
Genç geldi ve isteğimizi sordu. Ben yarım ekmek et döner istedim, babam ise mercimek çorbası sadece.
Bir kaç dakika bekledikten sonra çorba geldi. Babam çok acıkmış olmalı ki çorbaya başladı hemen. Ben ise gelecek olan yarım ekmek et dönerimi sabırla bekliyorum. Bu sırada genç garson elinde beyaz bir tabak, tabağın üzerinde dikine koyulmuş iki adet bayat görünümlü yarım ekmek.
Genç, elinde ki tabağı masaya bıraktı. Ardından arkamda bulunan merdivenlerin trabzanına dayanmış şekilde dikiliyordu. Aradan çok zaman geçmeden, kara bir canlı ekmeğin etrafında tur atmak üzere yola çıktı. (Canı sıkılmış olmalı günlerce bekleyen ekmeğin içinde!)
İlk turunu atarken döndüm gence baktım ve sonra yanımda ki şişko kasiyere. Kafamı tekrar turuna hayli aceleci olarak devam eden böceğe çevakonuma, geçmiş. Böceği takip ederken genç, böceği şaşkınlıkla izlediğimin farkına vardı ve seri bir şekilde masadan tabağı olmak üzere yanıma geldi. Alıp götürürken, koca böceği göremeyen şişko, asık suratlı kasiyer amca ne olup bittiğini sordu gence. Genç tabiki de fısıldayarak durumu anlattı. Yüzümde sinirli bir ifade mevcutken şişko amcayla göz göze geldik. Ses çıkarmadım. Genç, yine hızını kesmeden, tekrardan bayat görünümlü başka bir ekmek getirdi masaya. Ardından beklediğim, hazırlanmış olan yarım ekmek döner geldi. Sadece ekmek bulunan tabağı bir kenara ittim ve gence dönerek;
“Bunda da sürpriz yok dimi?” diye sordum.
‘Sürpriz’ ifadesi hoşuna gitmiş olmalı, genc hafif gülümseyerek;
“Yok, hayır” dedi.
Önümü masaya döndüm ve hazırlanmış olan yarım ekmek döneri yemeye koyuldum. İlk ısırığı alırken içinden ‘karafatma’ çıkmamasını diledim tüm dileğimle. Ardından ekmeği yan tutup içine göz gezdirdim. Et parçalarından başka bir şey göremedim neyse ki. İstemeyerek de olsa bitirdim yarımı. Bu durum söz konusuyken çorbasına odaklanmış ve bu tatsız (kesinlikle!) olaydan bihaber olan babam çorbasını bitirdi ve elimde kalan küçük ekmek parçasını bitirmemi bekledi. Bittikten sonra hesabı ödedik ve sakin bir şekilde çıktık. Sakindim evet. Tura çıkan aceleci böceği gördüğüm an ki sakinliğimi bu sakinlikten kat kat fazlaydı elbet! O durumda, bir an tabağı şişko amcanın kafasına geçirmeyi bile düşündüm fakat bana yakışacak daha dürüst olan eylemi düşünüyordum bir yandan. Kalkıp çıkmayı planladım bir an. Ama çorbasını içen bihaber babamı kaldırmak ve orada yetkili kişileri küçük düşürmeyi (%100 hak ediyorlardı bunu!) hiç istemedi canım.
Mekandan çıktıktan sonra etrafa bir daha baktım burası neresi diye. Dağ başında ki bir restoran bile şehir merkezine uzak olmasına rağmen o kadar bakımsız, sorumsuz olamazdı kesinlikle. Yürürken kalabalık caddede durumu anlattım bihaber babama. Neden daha durumu kendisine anlatmadığımı sordu. “Gerek yoktu” diye kestirip attım.
Oysa o an, tabağı kafaya fırlatmaktan daha seviyeli ne yapabileceğimi düşünüyordum hala.
Yorumlar
Yorum Gönder